T.C. Mİllî Eğİtİm BakanlIğI
İSTANBUL / ŞİŞLİ - Şişli Rehberlik ve Araştırma Merkezi

Dr. Öğr. Üyesi Hatice Şengül ERDEM ile "Erken Çocuklukta Özel Eğitim" Konulu Röportaj

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Özel Eğitim Bölümü'nden, Dr. Öğr. Üyesi Hatice Şengül ERDEM ile gerçekleştirdiğimiz "Erken Çocuklukta Özel Eğitim" konulu röportajın detayları aşağıdadır. 

Erken Müdahale Çocukların Gelişiminde Neden Bu Kadar Önemlidir?

 

Erken müdahale, gelişimsel risk taşıyan veya gelişimsel gerilik gösteren çocuklara yönelik yapılan bir müdahaledir. Bu müdahale, çocuğun gelişim basamaklarını vaktinde tamamlayamaması veya kazanamaması durumunda, çocuğa uygun hizmetlerin sunulması olarak tanımlanabilir. Gelişimsel gerilik, bir çocuğun gelişim basamaklarını beklenen zamanda aşamaması ya da bu basamakları kazanamaması şeklinde görülebilir. Erken müdahale, çok kapsamlı bir süreçtir çünkü çocuk ne kadar küçükse, ihtiyaçları da o kadar karmaşık olabilir. Bu süreç, çocuğun gelişimsel uçurumlarını ya da eksikliklerini kapatarak normal gelişimi yakalamasına yardımcı olabilir. Erken müdahale, sistematik bir yaklaşım gerektirir. Yani, disiplinler arası bir iş birliği çok önemlidir. Gelişimsel risk taşıyan bir çocuk için çocuk gelişimi uzmanı, özel eğitimci, çocuk pediatrisi, çocuk psikiyatristi, çocuk nöroloğu, ergoterapist, fizyoterapist, beslenme uzmanı gibi farklı disiplinlerden gelen uzmanların bir arada çalışması gerekir. Bu sayede müdahale doğru ve etkili bir şekilde uygulanabilir.Erken müdahale, genellikle 0-8 yaş arasındaki çocuklara yönelik yapılan, sistematik bir eğitim veya yaklaşımı ifade eder. Bu müdahale, çocukların gelişimsel risklerinin erken dönemde ele alınmasını sağlar.

 

Erken Çocuklukta Özel Eğitimde Kullanılan En Son Yöntemler ve Yaklaşımlar Nelerdir?

Erken çocukluk döneminde özel eğitimde kullanılan yaklaşımlar oldukça çeşitlidir. Bu alanda rigid, sert ayrımlar yapmak doğru değildir, özellikle erken çocukluk döneminde. Ancak, genel olarak bakıldığında, uygulamalı davranış analizine dayalı yöntemler ve daha pragmatik, sosyal etkileşime dayalı, ilişki temelli yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Benim görüşüm, bir yaklaşımın her zaman faydalı olduğu ve diğerinin faydalı olmadığı şeklinde bir yaklaşımı benimsememek gerektiğidir. Bu nedenle, eklektik bir yaklaşım benimsenmelidir. Yani, birden fazla yöntemi bir arada kullanmak daha etkilidir. Temel yaklaşımlar arasında sosyal etkileşimci yaklaşımlar ve bunlara dayalı yöntemler ile uygulamalı davranış analizine dayalı yöntemler yer almaktadır. Uygulamalı davranış analizi, bir yöntem değil, bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın kurallarına ve temel ilkelerine dayalı farklı yöntemler vardır. Aynı şekilde, ilişki temelli yaklaşımlar da mevcuttur ve bu yaklaşımlara dayalı yöntemler de bulunmaktadır. Ancak, her çocuk farklıdır ve bu yaklaşımlar her çocukta farklı etkiler gösterebilir. Dolayısıyla, "Uygulamalı davranış analizi her zaman en ideal yaklaşımdır" şeklindeki bir düşünceyi kabul etmiyorum. Özellikle erken çocukluk döneminde, yaklaşımların eklektik olması gerektiğini düşünüyorum. İlişki temelli yaklaşımlara da biraz daha yakın duruyorum çünkü çocuğun ihtiyacı olan yaklaşım, yaşına ve gelişim düzeyine göre değişir. Örneğin, tipik gelişim gösteren bir iki buçuk yaşındaki çocuğun ihtiyacı; ilişki kurmak, oyun oynamak ve etkileşimde bulunmaktır. Eğer bu çocukta davranış problemleri varsa, uygulamalı davranış analizinden destek alınabilir. Ancak, genel olarak ilişki temelli yaklaşımlar da burada etkili olabilir. Sonuç olarak, erken çocukluk döneminde en etkili yaklaşım, daha esnek ve eklektik bir yaklaşım olmalıdır. Bu dönemde kullanılan yaklaşımlar, çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre şekillendirilmelidir.

 

Özel Eğitimde Erken Müdahale İçin En Uygun Yaş Aralığı Nedir?

Erken müdahale konusunda, normalde 0-6 yaş arası erken çocukluk dönemi olarak kabul edilirken, güncel literatürde bu yaş aralığı artık 0-8 olarak kabul edilmektedir. Ancak, erken çocukluk dönemi ile ilgili bir ayrım yapmak mümkündür: 0-3 yaş ve 3 yaş sonrası. Burada çocuğun ne zaman tanı aldığı da önemlidir. Örneğin, bir çocuk 4 yaşında otizm spektrum bozukluğu tanısı alıyorsa, 0-3 yaş dönemi zaten kaçırılmış olur. Ancak bazen, 1,5 yaşında tanı alması bile riskli olarak nitelendirilebilir. Bu durumda, müdahale 1,5 yaşından itibaren başlamalıdır. Eğer çocuk 4 yaşında tanı aldıysa, müdahale 4 yaşından itibaren başlamalıdır. Peki, bu müdahale ne zaman başlamalı? Risk fark edildiği anda ya da tanı konulduğu anda. Çünkü her zaman bir tanı olmayabilir, ancak bir risk varsa ve aile bu durumu fark edip bir uzmana başvurmuşsa, müdahale hemen başlamalıdır. Unutulmamalıdır ki, bir aile, tipik gelişim gösteren bir çocuğu çocuk psikiyatristine götürmez veya böyle bir araştırma yapmaz. Bu nedenle, risk ya da tanı fark edilir edilmez, müdahaleye hiç gecikmeden başlanmalıdır. Çünkü biliyorsunuz, ülkemizde gecikmeler çok fazla olabiliyor. Aslında çok daha erken dönemde müdahale edilebilecekken, çocuğa eğitim sunulabilecekken bu olmuyor. Neden? Çünkü aile, çeşitli sebeplerle — çevresel faktörler, ailevi faktörler ya da ailenin kendi kabul süreçleriyle ilgili olarak — bu başvuru sürecini maalesef geciktirebiliyor. Bu da tanı koyulmasını ve çocuğun alacağı desteği, yani müdahaleyi de geciktiren bir faktör olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle bizim gibi geleneksel toplumlarda bu durum oldukça yaygın. Birçok aileyle çalışıyorum ve şu şekilde diyorlar: "Hocam, çocuğumda 1,5 yaşında bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettim çünkü tipik gelişim gösteren başka büyük çocukları kıyaslıyorum. Ancak kabul edemedim. Kendime bunu itiraf etmek, bir uzmana başvurmak gerektiğini kabul etmek çok zor oldu. Aradan yıllar geçti ve maalesef bu kayıp yıllar olarak karşımıza çıkıyor."Ailelerden duyduğum en yaygın pişmanlıklar ve "keşke"ler bunlar. "Keşke hemen hiç kimseyi dinlemeseydim ya da kendimi bir kenara bırakıp hemen başvursaydım" gibi ifadeler sıklıkla karşımıza çıkıyor. Bu yüzden ailelere şunu söylemek gerekiyor: Hissettikleri anda, fark ettikleri anda hemen bir uzmana başvurmaları gerekir. Çocuk psikiyatristi, RAM (Rehberlik ve Araştırma Merkezi) gibi kurumlar zaten birbirleriyle iş birliği içinde çalışıyorlar. Ancak genellikle aileler, erken çocukluk dönemindeki çocuklar için RAM'ı pek bilmiyorlar, çünkü çoğu zaman okul öncesi dönemdeki çocuklar için daha çok tıbbi değerlendirme için doktora başvuruluyor. O yüzden, en doğru zaman, risk veya belirtiler fark edildiği anda, hemen müdahaleye başlanmasıdır.

 

Ailelere büyük önem düştüğünden söz ettiniz. Peki, erken müdahale sürecinde öğretmen ve aile arasındaki iletişim nasıl güçlendirilebilir?

Burada öğretmene de çok fazla rol düştüğünü söyleyebilirim. Çünkü özel gereksinli bir çocuğun ebeveyni olmak, başlı başına çok duygusal, maddi ve enerji kaynakları açısından zorlu ve yıpratıcı bir süreçtir. Dolayısıyla, her çocuk okul çağında olmayabilir. Yani 0-3 yaşındaki bir çocuk henüz okula gitmiyor olabilir, ancak çocuk bir şekilde tanı almış olabilir. Daha sonra okula başladığı zaman, bence en önemli şey, çocuğun evden ayrılıp bir eğitim kurumuna başlamasıdır. Bu bir geçiştir ve geçişler, özellikle özel gereksinimli çocukları en fazla zorlayan süreçlerdir. Aileden ayrılıp özel eğitim anaokuluna veya kaynaştırma eğitimine başlamak, çocuklar için zorlayıcı olabilir. Bu geçişlerde, öğretmen ve ailenin, hatta sadece ailenin değil, aile, çocuk ve eğitim kurumu arasında ciddi bir iş birliği gerekmektedir. Peki, neler yapılabilir? Bence burada okulu bir bütün olarak ele alırsak, öğretmenin merkezi bir rolü vardır. Öğretmen, çocuğun geçişini ve uyumunu kolaylaştırmakla sorumludur. Ancak bu sadece çocuğun değil, sınıfın geri kalanının uyumunu da kolaylaştırmak adına önemlidir.  Geçiş çalışmalarının planlanması gerekmektedir. Örneğin, öncesinde çocuk sınıfa tanıtılabilir, sınıftaki çocukların ebeveynlerine bilgi verilebilir, okulun yapısı, öğretmen ve fiziksel ortam çocuğa ve aileye okula başlamadan önce anlatılabilir. Bu tür hazırlıklar, iş birliğini en baştan kurmak için atılması gereken adımlardır. Daha sonra, çocuk okula başladıktan sonra da bu iş birliği devam etmelidir. Erken çocukluk dönemi, çocuğun en çok vaktinin aileyle ve evde geçirdiği bir süreçtir. Aslında ebeveynler, çocuklarının öğretmeni gibi olurlar. Bu dönemde aile, öğretmeninin verdiği görevleri evde yapmalıdır. Bu, sorumluluklar veya ödevler şeklinde düşünülebilir. Yani okulda öğrenilen becerilerin ev ortamında desteklenmesi, aynı zamanda çocuğun bu becerileri genelleyebilmesi için de çok önemlidir. Dolayısıyla, bu iş birliği hiçbir zaman bitmeyecek bir süreçtir.  İletişim, düzenli görüşmeler, ailenin ve öğretmenin birbirine erişilebilir olması — yani ihtiyacı olduğu zaman her iki tarafın da birbirine erişebilmesi ve iletişim halinde olmaları — ve süreçle ilgili sürekli istişarelerde bulunmaları çok önemlidir. Ayrıca, ilişkide şeffaflık da kritik bir unsurdur. Açık bir iletişim, yapılacak olan müdahale ve eğitimin çocuğun faydasına olması gerektiği mesajını vermek çok önemlidir. Ben her zaman öğretmen adaylarına şunu söylüyorum: Aileyle iletişim kurarken, etkileşim halindeyken yaptığımız her şeyin, çocuğun en üst faydasını sağlamak için olduğuna aileyi ikna etmemiz gerekiyor. Aksi takdirde, aile direnç geliştirebilir. Aileler öğretmenlere şikâyet bile edebiliyor. Bu nedenle, "Yaptığımız şey çocuğun faydasına" mesajını net bir şekilde vermek, şeffaf ve güvene dayalı bir ilişkinin temellerini atmak çok önemlidir.  Hangi müdahalenin ne işe yaradığını açıklamak da gerekir. Okulda bir beceri öğretiyor ya da herhangi bir öğretim yapıyorsanız, bunun çocuğun hayatında nereye denk düştüğünü ve ailenin bunu nasıl desteklemesi gerektiğini anlatmak önemlidir. Örneğin, sınıfta öz bakım konusunda bir şeyler yapıyorsanız, bunun mutlaka evde ve sosyal hayatta da yansıması olmalıdır. Ailelerin bu konuda yapacakları çalışmalar vardır. Çünkü çocuk, öğretmeniyle çok kısa bir süre geçiriyor; geri kalan zamanını ise aileyle geçiriyor. Öğretmenler gelip geçici, ancak çocuk ve aile ilişkisi kalıcıdır. Bu nedenle ailenin üzerine düşeni yapması çok önemlidir. Ancak, bunu "çocuğun faydasına" diyerek aileyi ikna etmek gerekir. Ailelerin dirençleri çok fazla olabilir. Sizin iyi niyetle yaptığınız bir şeyi farklı yorumlayabilirler, duygusal süreçlerden geçebilirler ve bazen tükenmişlik hissi yaşayabilirler. Kabullenme ile ilgili zorluklar olabilir. Şunu da söyleyebilirim: Aileler, öğretmenlerinin gözünün içine bakar ve "Yeter ki çocuğum için bir şey yapsın" derler. Her aile bunu ister. Eğer öğretmen, çocuğuna gerçekten emek gösterdiğini ve uğraştığını hissettirirse, aile de daha açık olacaktır.

Erken Çocukluk Döneminde Özel Eğitimle İlgili En Çok Hangi Beceriler Geliştirilmelidir?

Evet, kesinlikle çocuğun ihtiyacı neyse o beceriler öncelikli olmalıdır, ancak elbette ki günlük yaşam becerileri ve iletişim becerileri bizim için çok önemlidir. Çünkü tipik gelişim gösteren bir çocuk düşündüğümüzde, yaş aldıkça farklı beceriler kazanır ve bağımsızlıkları artar, ebeveynlerine olan bağımlılıkları azalır. Özel eğitimin tanımına baktığımızda, en uç noktada kişinin bağımsız yaşam becerilerinin desteklenmesi gerektiği belirtilir. Bu bağlamda, erken çocukluk döneminde özellikle öz bakım becerileri ön planda olur.  Öz bakım, günlük yaşam becerilerini içerir: Çocuğun kendi başına yemek yemesi, tuvalet becerisi, dişini fırçalaması, üstünü giyinmesi, çıkardığı eşyayı katlaması gibi beceriler bu dönemde geliştirilmesi gereken önemli becerilerdir. Ayrıca, çocuğun kendini düzgün bir şekilde ifade etmesi ve iletişim becerilerinin geliştirilmesi de çok önemlidir. Diğer bir taraftan, sosyal beceriler de gelişim için kritik bir alandır. Çocuğun etkileşim kurabilmesi, kendini ifade edebilmesi, talepte bulunabilmesi ve sosyal ortamlarda uygun beceriler sergileyebilmesi gerekmektedir. Ancak, bu genel bir çerçeve sunmak olur. Esas olan, çocuğun ihtiyacı olan becerilerin desteklenmesidir. Örneğin, bazı çocuklar öz bakımda fazla desteğe ihtiyaç duymayabilirken, iletişim becerilerinin desteklenmesi gerekebilir. Bu noktada, çocuğun eğitsel değerlendirmesi yapılmalı ve ona uygun bir BEP (Bireyselleştirilmiş Eğitim Programı) veya BÖPÜ (Bireyselleştirilmiş Öğrenme Planı) hazırlanmalıdır. Ülkemizde bu tür planlamalar yaygın olmasa da yönetmeliklerde bu ifadeler yer almaktadır. Ancak, uygulamada bu süreçlerle ilgili bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Aile eğitim planları da bu süreçte önemli bir yer tutmaktadır. Bu planlar, çocuğun gelişim alanlarına yönelik becerilerin evde nasıl destekleneceğini belirler. Motor beceriler, ince motor ve kaba motor becerilerde desteğe ihtiyaç olup olmadığı, sosyal-duygusal gelişim ve bilişsel gelişim gibi alanlar da göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin, kavramlar ve dil-iletişim becerileri erken dönemde çok önemlidir. Gelişimi bir bütün olarak düşünmek gerekir. Hangi gelişim alanında ihtiyaç varsa, o alanda destek sağlanmalıdır. Bir gelişim alanı desteklendiğinde, bu genellikle diğer alanlara da olumlu yansır. Örneğin, çocuğun dil becerileri geliştikçe sosyal etkileşim becerileri de, duygusal ve sosyal beceriler de gelişir.

Sonuç olarak, çocuğun eğitsel değerlendirmesinin doğru yapılması, hangi becerilerin desteklenmesi gerektiğini belirlemek açısından çok önemlidir. İyi bir değerlendirme, eğitim sürecinin doğru ve etkili bir şekilde yönlendirilmesini sağlar.

Paylaş Facebook  Paylaş twitter  Paylaş google  Paylaş linkedin
Yayın: 16.01.2025 - Güncelleme: 16.01.2025 09:24 - Görüntülenme: 85
  Beğen | 0  kişi beğendi